“İktidar değişecek. Ama acılı, ama acısız” diyen Emekli Tuğamiral Türker Ertürk yalnız değildir.
Vallahi değildir. Çok var bunlardan.
Darbe hayaliyle yatıp, darbe hayaliyle kalkan tipler. Uyanınca, camdan dışarıya veya ekrana bakıp “Tüh bu gece de darbe olmamış” diye hayıflanırlar.
*
Her sahil kasabasında, her çay bahçesinde rastlamak mümkün bu modellere.
Tavlada, briçte yenilmeyi asla kabul etmezler.
Sözlerinin üstüne söz söyleyene kızarlar.
Paşam diye hitap etmeyenin yüzüne bakmazlar, sözüne cevap vermezler.
Burun büker, kaş çatar, bakışlarıyla döverler.
Ekonomiden güvenliğe, dış politikadan spora kadar her konuda ağzına geleni söyleyebileceklerini düşünürler.
Sonra sözleri başına iş açınca, kuyruk kıstırırlar.
Erdoğan iktidarının değişmesi için elden ne gelirse yapılması gerektiğine inanırlar.
“Paşam, elimizden geleni yapıyoruz” diyenlerden daha fazlasını isterler.
*
15 Temmuz gecesi baştan nasıl heveslenmiş, sevinçten havalara uçmuş, saatler ilerleyince de üzüntüden, hayal kırıklığından dolayı nasıl kahrolmuşlardır kim bilir.
Söz konusu tayfa o gece balkona çıkıp alkışlamadıysa, tanklara uçaklara kadeh kaldırmadıysa daha da bir şey demem.
*
Sözlerinin en vahim tarafına geliyoruz.
Bakın ne diyor: “Yarın bir gün eğer biz demokratik girişimlerle bu iktidarı düşüremezsek, Türk halkını da cezalandırabilecek uluslararası girişimler yapılacak.” Vay vay vay!
*
Yapılabilir yahut yapılmalı demiyor, yapılacak diye konuşuyor. Bilgi sahibi edasıyla.
Kimmiş o uluslararası güçler?
Nasıl bir girişim yapacaklarmış?
Hangi çılgın bize zincir vurmaya kalkacakmış?
Onu da deseydi, üstü örtülü bırakmasaydı daha iyi olurdu.
*
Gezi kalkışmasındaki saçma sapan açıklamaları hatırlattı o sözü.
“İki gün daha direnirsek, AB kuralları gereği hükümet düşecek. Dış müdahale gelecek…” diye saftirikleri gazlamaya çalışanları kast ediyoruz.
Geçmişi kirli beyanlarla dolu Paşa efendi, sözlerinde bir suç unsuru olduğunu düşünmüyor, suçlamaları kabul etmiyor.
Kabul edip etmemesi hukukun da çok umurundaydı!
*
Sadece emekli askerlerden çıkmıyor bu modeller. Eleğini duvara asmış profesörler arasında da var.
Darbeci zihniyeti iki kesimle sınırlamak doğru olmaz ama ekseriyetten söz etmek mümkün.
*
Eskiden bu tipler iyi prim yapardı. Etrafı kalabalık olurdu. O kalabalığın görevi, şakşaktan ibaretti. Artık öyle değil. Kalabalık da şakşak da azaldı.
Bir ayrıntıya daha işaret edelim. Tip olarak da birbirine benzerler. Rabbiyesiri kaçmış, nursuz nevirsiz suratlarından tanırsınız.
ADI SOYADI
Amiralin adıyla soyadı aynı harflerden, aynı kelimelerden oluşuyor.
Anası babası vaktiyle Er ve Türk’ü bir defa söylemenin az geleceğini düşünmüş olmalılar ki adını Türker koymuşlar, eşitlemişler.
Böylece adıyla soyadı birbirine denk olmuş.
Türker=Ertürk
Denklikteki “er”ler birbirini götürür.
Geriye Türk=Türk kalır.
Onlar da birbirini götürür. Geriye hiçbir şey kalmaz.
Nereye götürdüklerini, mahkeme sona erince öğreniriz.
Türk milleti adına karar verecek olan mahkeme heyeti “Seni gidi darbeci seni” deyip bir kulak çekme cezası verse yeter.
BÜNYE KABUL ETMEZ
Denize atılanların bir kısmı dibe çöker, bir kısmı ise deniz kabul etmediği için kıyıya vurur. Kıyıda insan yahut hayvan cesedine rastlamak nadirattan değildir.
Bazen de denizin kendine ait yerleri geri aldığını görürüz.
Siyasetin yapısında denize benzerlik ne ölçüdedir?
CHP bölündü, içinden yeni bir parti çıktı ama ileride ne olur, bilemeyiz.
Günün birinde birleşirler mi, biri eriyip kaybolur mu şimdiden söylemek erkencilik olur.
DSP de aynı şekilde doğmuştu ama CHP ile Ecevit arasında görüş ayrılığı şahsî boyutun çok üstündeydi.
Bugün gördüğümüzse birbirinden pek farklı olmayan iki parti.
Seçim günü geldiğinde hemen kol kola giriverirler.
Zamanla biri diğerine katılacaktır. Hangisinin deniz, hangisinin ceset olduğu o gün anlaşılır.
EL İŞARETİ
Kuytul’un eşi, iki kadın polis kollarına girmiş götürülürken, eliyle bir işaret yaptı.
Yorumlayanlar o hareketin zafer işareti olduğunu düşündü.
“Ne zaferi?” diye kafa yordum, bir yere oturmadı. Belki de kadın durumu özetliyordu.
“İkimizi de yakaladılar” demek içindi bir ihtimal o işaret. Yahut “İki çay gönderin”. Değilse “İki seneye çıkarım” demek istemiş de olabilir.

