Amerika’nın İran stratejisinin net bir zafer elde edilemeyeceği anlaşılınca kuşatma ve ekonomik baskı politikasına doğru evirilmeye başladığı söylenebilir. Trump’ın yaptığı tam ekonomik baskı açıklaması, İran’ın ticaretini engelleme, petrol gelirlerinin sınırlanması, Hürmüz’de Amerikan ablukasının devamı ve askeri çatışmadan sakınarak savaş maliyetlerinden kaçınma gibi adımlar içeren yeni bir stratejinin şekillendiğine işaret ediyor. Savaşın net bir zafer veya hızlı bir diplomatik anlaşmayla sonuçlanmayacağının anlaşılması, Washington’ın giderek daha uzun vadeli bir ‘çatışma yönetimi’ politikasını benimsemesine sebep oluyor. Abluka ve ağır yaptırımların amacı artık İran’ın teslim olmasını sağlamak değil, her iki tarafın da net bir zafer ilan edemediği denklemde İran’ın kuşatılmasını sağlamak olarak öne çıkıyor.
MÜZAKERE SÜRECİNİN AKIBETİ
Trump’ın iki ülke arasında herhangi bir müzakere süreci olmadığını açıklaması, görüşmelerin akıbetinin siyasi baskısını azaltmaya yönelik bir adım olarak görünüyor. Piyasaların müzakere sürecine odaklanmasının ve Kasım seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerden gelen savaşa son ver çağrılarının oluşturduğu siyasi baskının azalması Trump’ın elini rahatlatabilir. İran’ın nükleer programını tamamen bitirmek ve Hürmüz’ü uluslararası ticarete tam olarak açmak hedeflerinden İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya yönelik daha dar hedeflere odaklanan yeni bir yaklaşımı var Washington’ın. Müzakere sürecinden istediğini alamayan Trump, bu sürecin kendi üzerindeki baskısını kırmak istiyor.
İran’ın limanlarını bloke etmek, petrol ticaretini engellemek, askeri yeniden inşasını önlemek, Hürmüz’de Umman rotası üzerinden petrol geçişine koruma sağlamak ve bu şekilde büyük çaplı yeni bir Amerikan askeri operasyonundan uzak durmak gibi tedbirler yeni bir stratejinin taktiksel adımlarına işaret ediyor. Trump’ın ‘Ekonomik D-Day’ açıklamasının İran’ı hızlı biçimde dize getirmesi mümkün değil. Bunun amacının İran’ın yeniden inşa için ihtiyacı olan kaynaklara ulaşımını imkânsız hale getirmek olduğu ortada. Abluka süreci İran’ı tavizlerle dolu bir anlaşmaya ikna edemese de kapasitesini inşa etmesinin önüne büyük bir engel koyacaktır.
KUŞATMA STRATEJİSİ
İran’ın sınırlı saldırılarına büyük bir askeri cevap vermeyerek saldırıların psikolojik etkisini kırmaya çalışan Washington, etkisini daha orta vadede hissedeceğimiz bir ekonomik kuşatma stratejisini oluşturmaya başlıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’la hiçbir ticari iş yapmayacağının açıklanması da bu bağlamda değerlendirilebilir. Körfez ülkelerinin Amerika’dan İran’ın saldırılarını engelleyecek bir caydırıcılık beklemesine karşın BAE’nin ekonomik baskı politikasına doğru evirilmesi, kuşatma stratejisinin zamanla bölgesel bir politika haline gelebileceğine işaret ediyor. Ancak birçok bölge ülkesinin İran’la ticaretin tamamen sona erdirilmesi politikasına adapte olmak için zamana ihtiyacı olacak ve Washington’ın da bu stratejiyi ne kadar sürdüreceği net değil.
İran’ın bölgedeki vekilleri üzerinden ve başka Amerikan hedeflerine odaklanarak karşı baskı kurmaya çalışacağı bir döneme giriyoruz. Tahran Hürmüz’ün üzerinde tam hakimiyet kuramayıp ticari rotalarının değişmesine seyirci kalmak rolüne itilmeyi kabul etmeyecektir. Ekonomik baskı ve kuşatma politikasına kinetik karşılık vermeye çalışabilir ve bu da bölgede belirsizliği daha da artıracak bir etki yaratabilir. Her iki taraf da birbirinin pozisyonunu sürdürülemez kılmak için daha da agresif adımlar atarak ister istemez tırmandırma sarmalına tekrar dönebilirler. Buna karşın özellikle Amerikan tarafında hızlı sonuç alma çabasının daha fazla zamana yayılan bir kuşatma politikasına dönüştüğü söylenebilir.
Washington İran’ı kısa sürede teslim alma politikasından daha sabırlı bir kuşatma politikasına doğru yönelse de bunun istikrarlı bir denge yaratacağını varsaymak mümkün değil. İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşasını engellemek, ekonomisini çöküşe götürmek, Hürmüz’ün uluslararası ticarete maliyetini sınırlandırmak ve Körfez’i Amerika’nın yanında tutmak bu politikanın kritik ‘başarı’ parametreleri olarak öne çıkacak. Washington bunları başaramazsa, diplomatik çıkış ihtimalini azaltan ve tırmanma riskini artıran kalıcı bir düşük yoğunluklu ve etkisiz bir savaş mekanizmasına dönüşebilir. Trump bu şekilde sonuç alamadığı bir savaşı bitirmek yerine maliyetini zamana yayan ve bölge ülkelerine paylaştıran bir mücadele biçimini tercih etmiş oluyor. Önümüzdeki dönemde kritik soru İran’ın ne zaman teslim olacağı veya anlaşmanın nasıl sağlanacağı değil, Washington’ın bu daha uzun soluklu kuşatmayı siyasi, ekonomik ve askerî açıdan ne kadar etkin bir biçimde sürdürebileceği olacaktır.

