İbn Arabî ve İbn Teymiye’yi birlikte hazmedebilmek (2)

Mahmut Ay
Mahmut AyYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 25/09/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
İbn Arabî ve İbn Teymiye’yi birlikte hazmedebilmek (2)

İbn Arabî’den büyük oranda etkilenmekle birlikte İbn Teymiye’ye de saygı duyan ve ondan kısmen etkilenen âlimlerden biri meşhur Hindistanlı âlim ve sûfî Şah Veliyyullah ed-Dihlevî’dir (ö. 1176/1762). Dihlevî, hiç kuşkusuz 18. yüzyılın en önemli İslam âlimlerindendir. Tıpkı Gazzâlî, Suyûtî ve İmam Rabbânî gibi kendisinin, asrının müceddidi olduğuna inanmış, başta Hindistan ve çevresi olmak üzere tüm İslam dünyasını etkileyecek bir dinî tecdîd ve ihyâ (yenilenme ve diriliş) projesi ortaya koymuştur. Onun bu yenilenme ve diriliş projesi, İngilizlerin Hindistan’ı işgal etmeye başladıkları ama henüz geniş kapsamlı bir sömürgeye başlamadıkları bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, onun projesi Kur’âniyyûn (Kur’ancılık) hareketi gibi bölgede daha sonra İngiliz sömürgeciliğinin etkisiyle ortaya çıkacak modernist akımlarınkilerden içerik ve yöntem itibarıyla tamamen uzak, İslam’ın kendi kavramları ve geleneksel ilmî yöntemler üzerine bina edilmiştir.

Dihlevî, sentezci ve uzlaştırmacı yönüyle dikkat çeken hakikaten çok ilginç bir âlimdir. Onu okurken insan bazen Gazzâlî’yi, bazen İbn Arabî’yi, bazen İmam Rabbânî’yi bazen de İbn Teymiye’yi okuyormuş gibi hisseder. Onun geniş ufkunda bu âlimlerin tamamına yer vardır. Ancak yeri geldiğinde tüm âlimleri eleştirir. Eleştirirken de saygı dilini asla terk etmez. Bunun belki tek istisnası felsefecilerdir. Zira felsefeciler hakkındaki görüşü şudur: Onlar, köhnemiş Yunan düşüncesini İslam’ın öğretilerinin üzerinde bir konuma yerleştirmişlerdir. Bu sebeple onlar hakkında ağır ifadeler kullanır. Fakat onları eleştirmesine rağmen yine de varlıkla alakalı fikirlerini serdederken felsefî kavramları kullanmaktan kendini alamamış, dolayısıyla onların terminolojisinden etkilenmiştir.

Bu noktada şu sorunun cevabı önemlidir: “Dihlevî’nin böyle uzlaştırıcı bir zihin yapısına sahip olmasının sebepleri neler olabilir?” Öncelikle onun mizacının “uzlaştırmacı” olduğu âşikârdır. Buna ilaveten iki sebepten söz edilebilir: Birincisi, geçen haftaki yazıda bahsettiğimiz İbrahim Kûrânî’nin oğlu Ebû Tâhir, Dihlevî’nin hocasıdır. Dihlevî, genç yaşlardayken gittiği Medine’de uzun bir süre kalmış ve orada Kûrânî’nin hocası ve Nakşî şeyhi Ahmed el-Kuşâşî’nin telkin ettiği İbn Arabî ile İbn Teymiye’yi birlikte kabullenme fikrinden etkilenmiştir. İkincisi, Dihlevî’nin yaşadığı dönem İngilizlerin Hindistan’ı işgal edip sömürme planları yaptığı, bölgedeki idarecileri birbirleriyle savaştırıp Müslümanları zayıflattığı bir dönemdir. Böyle bir dönem, onu Müslümanları mümkün mertebe uzlaştırıp birleştirme, ihtilafları değil ittifakları çoğaltma anlayışına sevk etmiş görünmektedir. Onun uzlaştırmacılığı o boyuttadır ki Hindistan’da en yaygın fıkıh mezhepleri olan Hanefîlik ile Şâfîliği -Müslümanların birliğine vesile olması için- tek bir mezhep haline getirmeye çalışmıştır. Yine o, İbn Arabî’nin vahdet-i vücûd görüşüyle İmam Rabbânî’nin vahdet-i şühûd görüşünün aslında aynı şey olduğunu, aralarındaki farkın isimlendirme farkı olduğunu söyleyerek bu iki teoriyi uzlaştırmak için çaba sarf etmiştir.

Şah Veliyyullah, pek çok tarikattan irşat izni almakla birlikte irşat vazifesinde Nakşibendî-Müceddidî tarikatını benimsemiştir. Onun İbn Arabî’den etkilendiği ve ona derin bir muhabbet beslediği âşikârdır. “İlim bakımından evliyânın en üstünü İbn Arabî’dir.” (Tefhîmât-ı İlâhiyye, II/33) diyen Şah Veliyyullah, İbn Arabî ile birlikte tasavvufî düşüncenin entelektüel seviyesinin yükseldiğini, özellikle “tenezzülât-ı ilâhiyye (varlık mertebeleri)” hakkında yüksek fikirlere ulaşıldığını belirtir. Tefhîmât-ı İlâhiyye’nin başlarında Dihlevî’ye, İbn Arabî’nin paradoksal sözleri ve firavunun imanına dair görüşü hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, onun seviyesindeki velilerin varlığın farklı mertebelerini tecrübe ettiklerini, her bir sözünün farklı bir mertebede söylendiğini, bu sebeple çelişik görünen bazı ifadelerin ortaya çıktığını belirterek detaya girmeden İbn Arabî’yi savunur (Bk. Tefhîmât-ı İlâhiyye, I/19).

Dihlevî, İbn Arabî’ye ait olan “ayân-ı sâbite” kavramını sık zikreder, varlık mertebelerini izah ederken İbn Arabî’ye yakın bir terminoloji ve izah şekli kullanır; velileri amele odaklananlar ve nazariyeye odaklananlar olarak ikiye ayırır ve İbn Arabî’nin nazariyatçı velilerden olduğunu söyler. Ona göre velilerin de üzerinde hakîmler vardır. Dihlevî, kendisinin “hakîmlerin sonuncusu (hâtemu’l-hukemâ)” olması için niyaz eder ve bu niyazının kabul olduğuna dair bazı işaretlerden bahseder (el-Hayru’l-Kesîr, 61-62). Bu, İbn Arabî’nin “hâtemu’l-evliyâ” kavramını ve kendisini bununla ilişkilendirmesini çağrıştırır.

Dihlevî’nin Tefhîmât-ı İlâhiyye’si ve el-Hayru’l-Kesîr’i bazı yönleriyle İbn Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiye’sine benzer. Onun bu iki kitapta kullandığı terminoloji İbn Arabî’ninkine yakın olduğu gibi bireysel ruhânî tecrübelerine çok sık atıf yapması da İbn Arabî’yi andırır. Peygamber kıssalarının tevillerini içeren “Tevîlu’l-Ehâdîs”i de bazı yönleriyle Füsûsu’l-Hikem’i andırır. Dihlevî, İbn Arabî’den etkilenmiş olmakla birlikte bazı detaylarda ondan farklı sonuçlara ulaşır. Mesela Hz. İdris’te Sübbûh, Hz. Nuh’ta Kuddûs isminin tecellisni daha belirgin görür; oysa Füsûs’ta tam tersi zikredilir.

Şah Veliyyullah, kelâmda Eşarî mezhebinden olduğu belirtmekle birlikte, müteşâbihleri tevil etmeme hususunda selefin yoluna da saygı duyar. O, tıpkı İmam Rabbânî gibi yaşadığı bölgede yaygın olan ve özellikle Hindu adetlerinin etkisiyle ortaya çıkan bidat ve hurafeler konusunda çok hassas ve net bir tutum sergilemiştir. Ayrıca aynı netliği İslam düşmanlarına karşı cihat konusunda da göstermiştir. Bu hususlar ve özellikle onun ıslahatçı kimliği sebebiyle, İbn Teymiye ile aralarında benzerlik kurulabilir. Fakat onun tasavvufu, dinî anlayışının merkezine koymuş bir sûfî olduğu unutulmamalıdır.

Bir müridinin “İbn Teymiye hakkında ne düşünmeliyiz?” şeklindeki sualine verdiği cevap, Şah Veliyyullah’ın İbn Arabî ve İbn Teymiye’ye aynı anda nasıl saygıyla bakabildiğini göstermesi açısından çok anlamlıdır. Özetle şunu söyler: “İslam âlimlerini udûl (güvenilir) insanlar olarak görmek gerekir. Biz, Büyük Şeyh İbn Arabî ve Müceddid Şeyh İmam Rabbânî’nin Allah’ın seçkin kullarından olduklarına inanır, onların aleyhindeki dedikodulara kulak asmayız. İbn Teymiye de böyledir. Zira biz onu Kitab’ı, Sünnet’i ve selef âlimlerinin görüşlerini çok iyi bilen, Hanbelî mezhebine vâkıf, keskin bir zekaya sahip, Ehl-i Sünnet akidesini savunan bir âlim olarak görüyoruz. Onun herhangi bir bidat ya da günah işlediğine dair bir bilgi bize ulaşmamıştır. Böyle bir âlim nadir bulunur. Ona itiraz edenler, ondan daha bilgili değildir. Ulemânın bu gibi ihtilaflarını sahâbenin arasındaki ihtilaf gibi değerlendirmek ve bu konularda -gerekmedikçe- konuşmamak en doğrusudur.” Akabinde de İbn Teymiye’nin Allah’ın sıfatları hakkındaki sözlerinin, iyi niyetle yorumlandığında müşebbihenin görüşü olarak değil selef ulemasının görüşünün dile getirilmesi şeklinde değerlendirilebileceğini söyler. Ancak İbn Hacer’in “Resulullah’tan tevilin yasak olduğuna dair bir hadis ulaşmadığına göre tevilde beis yoktur.” şeklindeki sözünü delil getirerek Allah’ın sıfatlarını tevil etmenin de hatalı olmadığını söyler ve böylece -her zaman olduğu gibi- gerginliği azaltmaya yönelik bir tutum benimser.

Şunu derin bir esefle belirtmek durumundayım ki İbn Arabî’ye hayranlığı olan bir Nakşî-Müceddidî şeyhi olarak onun, İbn Arabî’yi çok ağır sözlerle eleştirmiş olmasına rağmen İbn Teymiye hakkında kullandığı bu hoşgörülü sözlerini “İbn Teymiye’yi savunan bir risâle” adıyla yayımlayıp İbn Arabî’nin saygıyla zikredildiği yere dipnot koyarak ona ağır ifadelerle hakaret eden zihniyet, Şah Veliyyullah’ın Müslümanları uzlaştırma ve birleştirme gayretini anlamaktan fersah fersah uzaktır. Şurası muhakkak ki bu ümmetin hayırlıları, kendi görüşündeki âlimleri göklere çıkarıp farklı düşünenleri yerin dibine geçirmeye çalışanlar değil, engin bir hoşgörüyle farlılıkları zenginlik olarak görüp Müslümanların birliği, beraberliği ve huzuru için çalışanlardır.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026