İlke neydi? Şuydu: “Kızım Fatıma bile yapmış olsa…” İlke neydi? Şuydu: “Sorarlar Ömer, sorarlar. Buradan Medine’ye kadar bir karınca ölse hesabını sana sorarlar.” İlke neydi? Şuydu: “Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.” İlke neydi? Şuydu: “Seni kılıçlarımızla düzeltiriz.”
Recep Tayyip Erdoğan bu ilkelerin tam tamına farkında bir siyasi performansla geldi bu yaşına. Recep Tayyip Erdoğan’ın son derece adi, son derece yüz kızartıcı, son derece aşağılık bir hırsızlıklar silsilesi karşısında “sonucu ne olursa olsun bunları bitirin” talimatı vereceğinden zaten emindik. Gereğinin yapıldığına da şahit oluyoruz zaten. Dahası da gelecektir. Gelmelidir de ayrıca. Çünkü memleketin sulhu, selameti hiç almadığı kadar önemli bir hal almıştır ve bu aşağılık hırsızların yediği haltlar doğrudan memleketin sulhuna, selametine ateş etmektedir.
3-5 tane arsızın, Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine açtığı alanı istismar ederek hortum mekanizması kurması en çok ama en çok Tayyip Erdoğan’a zarar verme potansiyeli taşır. Oyunu kimlerden, nasıl, hangi beklentilerle aldığını çok iyi bilen Tayyip Erdoğan, bu kertede o siyasi alanı istismar eden kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Bunu böyle yapmazsa kendisi için çok büyük bir sorun teşkil edeceğini de herkesten iyi bilir.
Bu, burada bir dursun.
“Arınma” demiş bir AK Partili siyasetçi gazeteci dostumuz Hasan Basri’ye. Kim olduğunu tahmin ediyorum ve “arınma” ibaresini çok doğru buluyorum.
Hayalini kurduğu koltuğa oturduğunda “buradan ne götürebilirim?” diye düşünen soysuz bir bürokratın, devletin kendisine layık gördüğü koltuğunda otururken oğluna alan açan bir arsızın, dağda domuzu eksikken “bir de domuz çiftliğim olsun, ne zararı var?” diye düşünen muhteris bir holding patronunun, “haram helal ver Allah’ım, bu kulun yer Allah’ım” noktasına gelen aşınmış bir partilinin ve benzerlerinin bu arınmaya dahil edilmesi bir zarurettir.
Çünkü bizim Recep Tayyip Erdoğan etrafında ve büyük oranda onun sayesinde inşa ettiğimiz, inşa etmeye çalıştığımız hikayemiz bu değildir. En büyük üstünlüğü “ahlaki üstünlük” olan insanları hikayesini pisletmeye, kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.
O “ahlaki üstünlük”, Recep Tayyip Erdoğan’a gönül vermiş hemen herkesin “hırsızlar hesap versin” demesini sağlayan üstünlüktür. “Fatıma bile yapmış olsa” diyenlerin üstünlüğüdür. Kendi hırsızına, kendi düşkün ahlaklısına sahip çıkmak için yırtınanlara inat bu insanlar her seferinde “tarihin doğru tarafında durma” kararlığına sahiptir. İyi ki de böyledir.
Bu da burada bir dursun.
Memleketi sokakta bulmadık ki borsada kaybedelim. Hırsıza, soysuza, arsıza öfkemiz de tam bunun içindir. Allah bu öfkeyi bizden almasın.
Beklentimiz arsıza, soysuza, hırsıza, bunlara yol verene, imkân sağlayana, bunların yaptığını görüp de sesini çıkarmayana, bal tutup parmağını yalayana kadar kim var kim yoksa hesabının gözümüzün önünde, içimizin soğuyacağı şekilde sorulmasıdır. Başka türlüsünü ne vicdanımız, ne ahlakımız, ne haysiyetimiz kaldırır. Kim harama tevessül edip de hikayemizi pislemeye çalıştıysa belasını bulmalı. Hem öyle bir bulmalı ki bundan sonra kimse harama tevessül etmeye cesaret etmemeli vesselam.

