Dünya Kupası’nda yaşadığımız büyük hayal kırıklığını Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin Avrupa maçları ile biraz toparlar gibi olduk. Ancak henüz bitmedi… Son adımda Trabzonspor da bu ekibe dahil oldu. Bu hafta içi üç takımımızla gruplar öncesi son aşama turlarına çıkacağız. Lig başlangıcındaki görüntüler, Beşiktaş dışında pek iç açıcı değildi ama bu maçların motivasyonu da hazzı da başkadır.
Bunun tadını en iyi, futbolcular ve teknik adamlar bilir… Hele ki Salah, Lukaku, Vlahovic’lerin geldiği ortamı sadece yerel rekabete sıkıştırmak da futbolumuzun ayıbı olur. Belki “Pazar ertesi” yazısında Süper Lig’in ilk haftası da değerlendirilebilirdi ama az önce futbolumuzu yerel rekabete sıkıştırmanın ayıp olacağından bahsederken, böyle bir haftada yazıyı yerel rekabete sıkıştırmak çelişki olurdu. Burada yönetimlerden, teknik adamlardan, futbolculardan hatta ve hatta federasyondan öncelikle Avrupa kupaları odaklı olmalarını isterken, spor medyası olarak kendimizi yerel rekabet fanusundan çıkarmak zorundayız. “Bu işi siz yapın biz izleyelim” diyerek değil, “Hep birlikte yapalım” diyerek… Elbette sahadaki ortayı biz yapmayacağız, takıma taktiği biz vermeyeceğiz ama astronomik rakamlar ödenerek kurulan takımlarımızın, uluslararası rekabette olmaları zorunluluğunu, belki motivasyon kaynağı belki de işe yarayacak bir baskı unsuru olması adına dillerden düşürmemeliyiz.

