Sermaye Piyasası Kanunu’muz amacını; “sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesidir” şeklinde ifade eder.
Kanunu yapanlar oturmuştur hiçbir değeri dışarıda bırakmamak için tek tek altı değer saymıştır.
Ne var ki bugün bu değerlerin hepsinin geri bırakıldığını görüyoruz.
Her kanun, özellikle finansal düzenlemeler, bir krizden veya sorundan çıkmıştır.
Fonlar etrafında yaşadığımız sorun da sermaye piyasası mevzuatına bir rehber getirdi, endeks düzenlemesi getirdi başkaca düzeltmeler veya aşırı katılaşmalar da bekleniyor.
Ancak bu krizin getireceği kanunu sermaye piyasalarında aramak ya gereksiz ya da eksiktir. Bu krizin getireceği kanun bellidir; o da Katılım Finans Kanunu’dur.
Son bir ayda sürdürmesi riske giren ve birinin devri görüşülen 4 bankadan ikisi katılım iddiasındadır.
Son bir ayda sürdürmesi riske giren finansal oyunculardan ikisi katılım finans endüstrisinde yer aldığı değerlendirilen ve gene devri görüşülen tasarruf finans şirketidir.
Açıkçası katılım finansın standartlarına riayet olsa bugün daha az sorun yaşardık.
Nedir bu katılım finans standartları derseniz gösteremem yalnız. Göstersem de fayda etmez. Çünkü kanun yok.
Kanunun ihdas etmesi gereken standartlar kurulu yok. Tecrübemiz var, literatürümüz var, başkaca şeyler de var, var ama bunların yaptırım gücü yok.
Hangi finansal faaliyet kapsama girer, hangisi girmez o dahi belli değil. Çünkü kanun yok.
Bir kere kanun çıkmalı. Standartlar belirlenmeli. Denetim ve gözetim unsurları gelişmeli. Sonra kim kapsama girmek istiyor, kim istemiyor beyan etmeli. Çünkü bankacılık dışında bir lisans ayrımı yok.
İstemeyen “katılım” ifadesini kullanmamalı. Kendi başarısını da kusurunu kendi üstlenmeli.
Biz reaktif bir İslami finans deneyimledik durduk. Finansın şekline İslami finansın özünü uydurmaya çalıştık. Uyumladığımız işleri beyan ettik. Karşısındakiler faizli dedik, kumar dedik.
Uyum değil, özgünlük oluşturmak için bir beyaz sayfa açmayı ise hiç düşünmedik. O vizyonumuz da yeteneğimiz de hiç oluşmadı. İslami finans yerine, İslam’a uydurulan finans yaptık.
Baskın finansal sistemin ekonomik olarak sağlıksız olduğunu, kırılganlıklar içerdiğini, faydasının zararının gerisinde olduğunu kendi özgün modelimizle göstermek yerine faiz haram diyerek iknaya çalıştık.
Bize dünyayı başka görmek isteyen insanlar da lazımdı. Sistemin bileşenlerini bu insanlar yönetmeliydi.
Değerleri olan insanların parasını toplayıp “kredi gelsin de nereden gelirse gelsin” diyen kapitalistlere kullandırdık durduk.
Ama en sonunda temizliğine hassas olduğumuz unvanımızı kullanan endüstri dışı zihinler ortaya çıkardık.
Çünkü her şeyi tetikleyebilecek bir kanun hiç olmadı. İnsanlardan o vizyonu ve özgünlüğü bir vakumda görmesini bekleyemeyiz.
Biz İslami finansı bir şeyin karşısına konumlan-dırmayı bırakıp hakikaten kendisi olarak icra etmeye, ülkenin pozitif gündemini belirlemeye odaklanmalıyız.
Bunun için de kanun bir gereklilik. Daha fazla ötelenemez bir sorumluluk.
Bugün de o gün de ekonomi yönetiminin tepesindeki isimler 10 yıl önce hazırlanan ilk kanun taslağını gereksiz görmüştü. Zaman içinde yerleri görevleri değişse de hep etkili pozisyonlarda kaldılar ve aynı bürokratik kadrolarla bugün direndikleri gibi her gün direndiler. Incık cıncık meseleleri kadroları eliyle hazırlanan onlarca taslağa sokup altını oydular sonra da hiçbirini sahiplenmediler.
Yahu yazacak kimse yok diye yazıyorum işte. Her şeyi söylemek de bana düşüyor.
Sırf kanun çıkarsa Cumhurbaşkanı “banka” ifadesini çıkarır diye direndiler ve nihayet topluma çıkan maliyetin sebebi oldular.
EMLAK KATILIM SÖZLEŞMELERİ Mİ DEVİR ALACAK, TÜZELKİŞİLİĞİ Mi?
Gelelim tasarruf finans mevzuatına… İlk taslaklarda tasarruf finans için TMSF güvencesi öngörüldüğü halde kanunun son halinde yer verilmeyen bu hususun maliyetine katlanıyoruz çünkü. 7 sene önce taslaktan çıkarılan güvence şimdi bir vaat olarak sunuluyor.
O yüzden de Katılımevim ve Birevim’in başka yere değil, Emlak Katılım’a devri için çalışılıyor.
İşlemin pay devri şeklinde gerçekleşeceği ve izin başvurularının buna göre yapıldığı ifade ediliyor. Üstüne bir de İktisat Katılım Bankası eklenmiş...
Süreç bir kurtarma operasyonu gibi değil de bir birleşme/satın alma ikliminde götürülüyor.
Buradaki işlem güce güç katma değil, apaçık tasfiye işlemidir. Ve tasarruf finansta tasfiye; ilk düzenleme sürecinden öğrendiğimiz kadarıyla, payların devri şeklinde değil, sözleşmelerin devriyle olur.
Gerçi o dönemde birleşmeler de olmuştu ancak sonuç değişmez; iş sözleşme devri işlemidir. Zaten işin ruhu da organizatörlüktür. Katılımevim, Birevimi devralıp belli saiklerle tasfiye etmemişti. Bugün işlemin yanlışlığı görülüyor.
Firmalardan bir tanesi halka açık olduğu için ve son günlerde çöken sistemde payları en kilit konumda olduğu için sözleşme devri yerine pay devri düşünülmüş olmalıdır. Fakat zaten kendi tasarruf finans şirketi olan bir banka için pay devriyle kurtarma operasyonu, maksadı aşar.
Maksat birikimleriyle konut veya araç edinmeye çalışan tasarruf sahiplerinin kurtarılması olmalıdır. Lakin bunu aşıp piyasada mağduriyetlerin kaynağı olan bir payı, zincirdeki rolü çok büyük diye kurtarmak toplum sağlığına değil, sorumluların sağlığına hizmet eder gibi.

