Biri kamuoyunun yakından tanıdığı iş adamı, diğeri tarihçi-sosyolog ve öteki teknoloji baronu... Geçtiğimiz hafta farklı saiklerle ama aynı kapıya çıkan uyarılarda bulundular. Söyledikleri yan yana konduğunda şöyle bir tablo beliriyor:
Bilinen dünya düzeni üzerimize yıkılıyor. Kaçan kurtulur ama hasarı çok ağır olacak.
Sırasıyla bakalım.
BİR
: Türkiye'nin en köklü sermaye gruplarından birinin başındaki Ömer Koç, birçok kişiyi şaşırtarak şunları söyledi: “ABD, İngiltere ve AB’nin İsrail’i koşulsuz desteklemesi bu korkunç soykırımı mümkün kıldı. Avrupa’nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır.”
Bu sözler sosyal medyada elden ele yayıldı, takdir edildiği kadar tenkit de aldı. Çünkü Koçlar, Batı ile kültürel ve kurumsal bağları en güçlü ailelerden.
Avrupalılaşmayı içselleştirdikleri, bir yaşam biçimi olarak teşvik ettikleri inkâr edilemez.
Peki ne oldu? Ne değişti? Vicdan ağır basmış olabilir elbette. Ama asıl mühim olanı: Gazze’deki soykırım, Batı ile arası en iyi olan çevreleri bile artık susamayacakları eşiğe getirdi.
Ya da boşalan salonlara rağmen k
endini en güçlü, en yenilmez, en ahlaklı gören Netanyahu
’nun aslında büyük bir çöküşün adı olduğunu fark edenler, onun çeperinde dahi görünmek istemiyor. Geç oldu evet, görünüyor ki bedeli daha da ağır olacak. Fakat gerçek şu: Gazze, Batı’nın vitrinindeki bütün değerleri tek tek kırdı. Kavramlarına kadar tuz buz etti.
İKİ
: Fransız tarihçi ve sosyolog Emmanuel Todd, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü ta 1976’da, genç yaşlarındayken öngören, kimse umursamasa da sözünün arkasında duran bir isim. La Figaro yayınında konuşan Todd, Batı sisteminin hem askeri ve sanayi kapasitesi hem de ahlaki değerler bakımından derin bir dağılma evresine girdini
söylediBu tespit Koç’un çıkışını tamamlıyor.
Koç, Batı’daki “ahlaki iflası” Gazze’den ilan ediyor, Todd da bu iflasın sanayiden aileye, silah üretiminden inanç dünyasına uzanan bir çözülmenin sonucu olduğunu söylüyor.
ÜÇ
: Kişisel bilgisayar devriminin öncüsü Bill Gates de şaşırttı.
NBC News’e verdiği söyleşide bugüne dek kendi yaptıklarını da kapsayan bir uyarıda bulunan Gates şunları söyledi: “Yapay zekâ, bir milyar insanın ölümüne yol açabilecek olayları tetikleyecek kadar güçlü. Kötü niyetli ellerde, benzeri görülmemiş ölçekte bir tehdit.”
Benzer bir tahlili, bugünkü
yapay zekânın mimarlarından Mustafa Süleyman
da kitabında yapmış, geliştirdikleri teknolojinin nasıl bir kitle imha silahına dönüşebileceğini
anlatmıştı.Gates’in kaygısı bence şöyle de okunabilir:
“Bizim silahımız başkasının eline geçerse işte o zaman sonumuz gelir.”
Tıpkı Sovyetlerin atom bombasına kavuşmasının Amerika'da estirdiği korku fırtınası gibi. Bugün Çin yapay zeka teknolojisinde hızla ilerliyor ve başka ülkeler de sahneye çıkıyor. Amerika artık teknolojinin tek hâkimi değil.
Şimdi tabloyu birleştirelim: Ahlaken çökmüş, Gazze’deki soykırıma ortak olmuş, askerî gücü sınırlı ve sanayisi hızla zayıflayan
Batı dünyası bir yandan da narkozdan uyanıyor.
Yani Siyonizmle yüzleşiliyor. Karşılarına almaya kalkıştıkları güç, yani İsrail, kontrolü giderek zorlaşan, milyarlarca insanın hayatını tehdit edebilecek teknolojinin hegemonyası aynı zamanda.Avrupa için asıl korkutucu süreç başladı aslında....
Netanyahu ve Siyonistler, gözlerinizin içine baka baka dünyanın en ahlaklı ordusuna sahip olduklarını ilan ediyor, Gazze’de on binlerce çocuğun ölümünü “meşru müdafaa” diye savunuyor.
Böylesine ağır çöküş yaşayan bir güç, elindeki en tehlikeli silaha sınır koyar mı peki?
Millet veya inanç ayırır mı? Netenyahu’nun BM kürsüsüne, Lübnan’da patlattıkları çağrı cihazlarını göstererek çıkması bu sorunun yanıtıydı aslında.Tam bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’ndaki hitabına dikkat çekmek gerekiyor.
Gazze vurgusuyla gündeme oturan o tarihî konuşmanın
satır aralarında kalan ama en az onun kadar önemli bir bölümü vardı: “Hakikati savunmak bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hâle gelmiştir. Kontrolü giderek zorlaşan yapay zekâ önümüzde bulunuyor. Yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir.”
Bu çağrı neden mi hayati?
Çünkü yapay zekâ bugün birkaç şirketin ve birkaç devletin tekelinde gelişiyor. Gazze'de uluslararası hukukun nasıl çiğnendiğini, BM kararlarının kâğıt üzerinde kaldığını gördük.
Aynı aczin yapay zekâ alanında yaşanması çok daha büyük bir felaket demek.
Bir de dezenformasyon boyutu var. Bu köşede defalarca yazdım: Bir toplumun neye, kime inanacağına artık ekranlar ve algoritmalar karar veriyor. Yapay zekâ bu algı mühendisliğini sınırsız hâle getiriyor.
Hakikati savunmak devletler için artık millî güvenlik meselesi.
Cumhurbaşkanımız da tam bu aşamada dünya siyaset sahnesinde bir alarm çaldı. Olası felaketlerin önüne nasıl geçileceğini açıkça ifade etti.
Şunu artık kabul edelim:
Dünya dönülmez bir yola girdi. Vicdanını Gazze’de kaybedenler ile vicdanını Gazze’de bulanlar keskin bir yol ayrımında.
Virajları alabilmek için de direksiyonun; sorumluluk alan ve “doğuştan vicdanlı ellerde”
olması sadece ülkemizi, bölgemizi değil, bu saatten sonra tüm insanlığı ilgilendiriyor.
