Kuzey Iraklı Kürt liderlerden Mesut Barzani''nin ikinci adamı Sami Abdurrahman; Abdullah Öcalan''ın yakalanarak Türkiye''ye getirilmesinin ardından yapılan yorumlara bir yenisini ekliyor: Sami Abdurrahman''a göre olay sanıldığından daha ötede ve derindir. Zira bu hadise, Kürt hareketinin geleceğine ilişkin önemli bazı sonuçlar doğuracak gözükmektedir.
Sami Abdurrahman''ın sükûtu hayali
Sami Abdurrahman, Apo''nun Türkiye''ye teslimini, ABD''nin Kürtler''i satması olarak değerlendiriyor. Aynen 1974-1975''lerde, gene ABD''nin, İran''la beraber Kürtler''i Irak''a sattığını hatırlatıyor. O yıllarda bugün Suriye''nin yaptığı gibi; Şah yönetimindeki İran da Iraklı Kürtler''i Bağdat aleyhine alabildiğine kışkırtıyor, her türlü lojistik destekten de geri kalmıyordu. Bu politikalar bütünüyle ABD adına yürütülüyordu. Hadise Ortadoğu''da, Sovyet yanlısı Irak''ın ve "Red Cephesi" politikalarının zaafa uğratılması denemesinden başka birşey değildi.
İsrail ve Kürtler
İşte bu dönemde Iraklı Kürtler''i Bağdat aleyhine kışkırtan önemli bir ülke daha vardı ki, bu ülke İsrail''den başkası değildi. O yıllardan itibaren, İsrail istihbaratı ile Kuzey Iraklı Kürtler arasında yoğun ilişkiler başlatıldı. Kuzey Irak''tan yüzlerce, binlerce Kürt çocuğu İsrail''e taşındı. Bazılarına göre ise, İsrail''e götürülen bu çocuklar neseb itibariyle Kürt değildi. Bir nevi dönme olarak kabul edebileceğimiz, Musevi asıllı Kürtler''den başkası değildi. Nitekim İsrail''in şu anki Savunma Bakanı İzak Mordehay''da olduğu gibi!.. Onun da dıştan bakınca Kürt, aslına inince Musevî olduğu gibi!..
Sonunda İsrail öyle bir strateji geliştirdi ki, kendi kaderi ile Kürtler arasında bir benzerlik yakaladı. Ortadoğu''nun talihleri birbirine benzeyen iki kavmi!.. İkisinin de düşmanları aynıydı(!) Araplar hem İsrail''in, hem de Ortadoğu''nun talihsiz kavmi Kürtler''in aynı derecede düşmanı değil miydi? Öyleyse Kürtler''in, İsrail''den daha yakın bir müttefikleri düşünülemezdi. Böyle bir paradigmaya Kürtler''i kilitleyen MOSSAD; Ortadoğu''da varlık istidadı taşıyan ülkelere karşı, Kürtler''i dilediği zaman harekete geçirebilecek önemli bir manivelâlaya da kavuşmuş oluyordu.
Bu manivela 1974-75 ayaklanmaları sırasında Irak''a; İran-Irak savaşı yıllarında da İran''a karşı kullanıldı. İran-Irak savaşı yıllarında, Kuzey Irak''taki Kürt liderlerin ve aydınların Irak''a karşı, hiç olmazsa şimdiki seviyelerde zorluk çıkarmadıklarını, yani kendilerine bağımsızlık vaad eden İran''ın yanında yer almadıklarını burada hatırlamak gerekiyor. Dikkatimizi çekmesi gereken husus şudur: Ortadoğu''daki kriz zamanlarında Kürtler''in, uluslararası sistemi temsil eden güçlerin yanında yer aldıkları gerçeği!..
Kürtler''e yazık oluyor
Kuşkusuz burada derin bir zafiyet yatıyor. Bazı Kürt önderler sulh zamanlarında, uluslararası sistemi temsil eden güç ve istihbarat odaklarıyla fazlaca içli dışlı oldukları için; sistemin icad ettiği krizlerde rahatlıkla motive edilebiliyorlar. Yani kendilerine vaadedilen hususlar, krizin çözümü ve odağa alınan ülkenin terbiyesiyle sınırlı tutuluyor. Bu açıdan Irak krizinin ve Saddam tehdidinin Körfez ülkeleri, Kürtler, Suudi Arabistan ve Türkiye için aynı mantıkla uzun tutulduğunu nasıl olur da düşünemeyiz?
Körfez Savaşı''ndan beri Kürt hareketinin, başta Irak olmak üzere Türkiye''yi, ne derece meşgul ettiği işte gözlerimizin önünde!.. Öyle sanılır ki bugün Saddam yönetimi, hem Kuveyt saldırısı ile, ve hem de Kürtler''e karşı kullandığı kimyasal silâh denemeleri ile, ne vahim hatalara sürüklendiğinin şuurunda olmalıdır. Aynı zamanda da, uluslararası emperyalizmin teşvik ve desteğiyle İran devrimine karşı yürüttüğü nâfile savaşın!.. Emperyal güçlerin kucağında nereye kadar gidilirdi, söyler misiniz?
İşte bu kısa, öngörü noksanı tavırlar nedeniyle Ortadoğu ulusları helâk oluyor. Ruslar''a karşı Afganistan''ı destekleyen güçler şimdi nerede? Düşünmeyecek miyiz bunları?
Artık biraz daha aklımızı başımıza toplamanın zamanı gelmedi mi dersiniz? Bir arada yaşamayı, bir ve beraber olmayı niçin birbirimize haram ediyoruz? Uzun süren bir iç savaşın sonunda, işte Cezayir ve Afganistan, kendi millî ve toplumsal varlıklarını tahriple meşgûller.
Yön değiştiren intikam duygusu
Düşünelim bakalım:
Sami Abdurrahman''ın sükûtu hayalini? Abdullah Öcalan şimdi daha derinden yaşıyor olmasın!.. Suriye''den çıktıktan sonra; kendisine destek veren nice Batılı ülkenin yüzüne kapılarını kapatmaları, Yunan istihbaratının korumaya çalıştığı bir emaneti Türkiye''ye veya ABD yetkililerine teslimi, hatta bu sıralarda öldürüleceği vehmine kapılması; 20 yıldır sorumluluğunu üstlendiği bir örgüt ve lideri adına ne ağır bir sükûtu hayaldir?
İşte bu sükûtu hayal konuşturacak APO''yu!.. Aynen Şemdin Sakık da olduğu gibi!..
Batı Avrupa''daki PKK''lıların, Yunan ve İsrail büyükelçiliklerini işgalinin altında yatan sebep de budur: "Bize oyun oynadınız ve sattınız!.. Alın öyleyse!.."
Başlıklar :

