Bir zaman dediler ki, enflasyonla mücadele programının uygulamasından Sn Cumhurbaşkanı rahatsız olmuş. Durum o günün koşullarında bir krize dönüşmek üzereymiş. Bunun üzerine Cumhur-başkanı Yardımcımız Sn Cevdet Yılmaz, bir oruç-iftar metaforu ile bu sıkıntının bir rahatlaması olacağını izah etmiş. Kriz böylece aşılmış.
Bazı yorumcular ne de güzel misal bulunmuş, Cumhurbaşkanımız damardan yakalanmış, tam anlayacağı yerden mesele görülmüş gibi de yorumlar yapmıştı üstüne.
Dünya siyaseti, jeoekonomisi, savunma ilişkileri yeniden yazılırken başaktör konumundaki Cumhurbaşkanının neyi ne kadar anlayabileceğini yorum verenlerin anlayıp anlamadığını bilmiyorum.
Ama sanırım hadisenin gündeme taşınması Cumhurbaşkanının değil, halkın anlaması yönünden önemliydi. Örnek halkın anlayabileceği türdendi.
Madem öyle Sn Cumhurbaşkanı Yardımcımızın samimi ve güler yüzlü kişiliği, doğrulanmayan bu hadisedeki temalar üzerinden bize bir şeyleri tartışma alanı açıyor.
Yılın 11 ayı kapitalistleşen nefsini bir durultma ve yeniden Müslüman olma eylemi olarak Müslümana oruç farzdır. Desem, kendi zaviyemden orucun anlamını izah etmiş olurum.
Ekonomi de böyledir. Kapitalist iştahı şişer de şişer sonra tabiatı bir oruç ister. Buna konjonktür dalgası denir. (He yalnız bizimki şişmiş değil, sırım gibi bir ekonomiydi. Hangi parametrelerin ekonomimizi vurduğuna bakarak büyümenin maliyeti yorumlarına katılmıyorum. Kilo sorunumuz yok, ellerimiz (sermaye) iş tutmuyor.)
Neyse oruca dönelim.
Müslümanlar oruç tutar, tutunca da iftar yapar. Her orucun iftarı haktır yani. Bildiğimiz oruç budur.
Bunun dışında kendine göre oruç tutanlar da vardır. Sağlık amaçlı… Kapsamlı perhizdir aslında da oruç kavramı gene de kullanılır. Bunların da kendine göre iftarı vardır.
Ancak bir de iftarı olmayan oruç vardır. Adına ölüm orucu denir. Maksadı ne bugün detoks denen arınma ne de yeniden sağlığa dönüş falan değildir. Ölüm orucu bir tür pasif eylemdir. Orucu tutanın istediği sonuç elde edilene kadar tutulur. Bu birincil maksada ulaşılamazsa ölümle sonlanır.
Peki bizim bu oruç; bildiğimiz oruç mu, kapsamlı perhiz mi, yoksa bir eylem biçimi mi?
Açıkçası geldiğimiz noktada bizim orucu, bizi öldürmeye azmetmiş bir eylem türüne benzetiyorum. Tam ölüm orucuna da benzemiyor. Birincil maksat bizi komada tutmak gibi...
Sırım gibi bir delikanlının elleri iş tutmuyor diye organları iflas ettiriliyorsa ya dediğim gibidir yahut bu oruç amacından sapmıştır. Organ olmasa kas kaybediyoruz.
Hakikaten sanayinin gayrisafi yurtiçi hasılasından, istihdamından, kapasite kullanımından fedakârlık etmenin bizim için yararı nedir?
Tüketen bir hizmetler sektörü geliştirmenin bizim için faydalı mıdır?
Tarımın gayrisafi yurtiçi hasıladan aldığı pay düşerken kayıtsızlığımızdan murat ne olabilir?
Ya da sanayinin ve tarımın payı düşmüyor, hizmetlerin payı artıyor; demenin bugünkü hizmet standartlarında iyi bir senaryo olduğunu kim düşünülebilir?
Bir dönüşümün eşiğindeyiz. Son yazım için incelediğimden beri tesirinde kaldığım AK Parti 25. Yıl Vizyonu bizi bu dönüşüme hazırlıyor. Dünyanın sanayiyi, tarımı ve teknolojiyi yeni bir mimari içinde dönüştürme iddiasının gerisinde kalmayacağımızı ortaya koyuyor. Gerçekten tüketmek yerine dönüştürebiliriz.
Ve bir iftarın mutlaka olacağını söyleyebiliriz. Ama soframızdan üreteni ve imal edeni kaldırıp rantiyeyle faizcileri koymaya doğru gidiyoruz.

