Geçtiğimiz günlerde Zafer Partili bir kadın siyasetçi, rejim tehdit altında olduğunda, kadınlara ne olacağı hakkında hayli özgüvenli (!) bir açıklama yaptı.
Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olmadığına hayıflanarak, Ortadoğu ülkesi olduğundan açtığı bahsi, rejim elden giderse erkeklerin ikinci üçüncü hanımı alacağını ifade edip kadınları laik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya davet etti.
Hekim olan bir kadından bu açıklamayı izlerken bir an 80’li, 90’lı yıllarda mıyız, dedim?
Muhtemelen hanımefendi siyasete yeni girmiş ve eski defterleri açarak bir siyasi okuma yapmış, eski Türkiye’nin alışkanlığı ile kadın politikalarını da rejim tehdidi ve korku üzerine inşa etmiş.
Türkiye’de uzun yıllar kadın politikaları, sandıkta, sokakta proje ve hedefler anlatmak yerine korkular inşa etmek ve rejim tehdidi üzerinden tartışıldı.
“Türkiye İran olacak”, “Kadınlar eve kapatılacak”, “Otobüsler kadın-erkek diye ayrılacak”, “Arabistan’a döneceğiz” denildi. Her seçim döneminde aynı senaryo tekrar tekrar sahneye kondu.
Bu yaklaşımın iki sebebi vardı. Birincisi: Kadınlar adete rejimin, vesayet cephesinin “dress code”u ilan edilmişti. Rejim, kadın modası üzerinden görünür olabiliyordu. İkincisi de kadınlar akılları ve iradeleri olan birer “özne’’ değil, korkular üzerinden siyasi tercihleri kolayca manipüle edilecek “nesne’’ olarak görülmüştü. Kadınlara uzun uzun politikalar, projeler anlatmak yerine korku salarak oylarını almak kolaycılığı tercih edilmişti. Aslında apaçık bir şekilde kadınlar aşağılanmıştı. Bu yaklaşım 28 Şubat’ta zirveye ulaştı.
Nilüfer Göle, bu bakış açısını “Modern Mahrem”de net bir şekilde ifade eder. Batılılaşma projesinin de karşısındaki tepkilerin de kadını bir sembol olarak araçsallaştırdığını söyler.
Micheal Foucault’un “Uysal Bedenler” kuramı da biraz bunu anlatmaz mı? Modern iktidar bedeni sadece cezalandırmaz, yeniden inşa eder ve biçimlendirir.
GERÇEKLER KARŞISINDA KORKULARIN ŞANSI VAR MI?
Fakat her siyasetin bir ömrü vardır.
Gerçeklerin de korkuları darmadağın etmek gibi bir özelliği…
Bugün hâlâ aynı dili kullananlara tavsiyem, biraz yakın siyasi tarih okumaları yapmalarıdır. Çünkü AK Parti ile birlikte kadınları korkutarak siyaset yapma dönemi fiilen sona erdi. Bu siyaset, milletin vicdanında çoktan mahkûm oldu, tarihin tozlu raflarına gömüldü.
Elbette, kadına yönelik şiddetle mücadele, karar alma mekanizmalarında temsili daha da artırma, iş ve aile yaşamı uyumlaştırma gibi başlıklar konuşulmalı, eleştirilmeli ve daha iyisi istenmelidir. Ancak siyaset, gerçekle yapılır, korku senaryolarıyla değil.
Yeni Türkiye’de üniversite öğrencilerinin %53’ü artık kız öğrenciler. Yani ikna odalarında korku salınan 17-18 yaşındaki kız çocukları yok karşınızda… Kaldı ki o çocuklar, o günkü şartlarda dahi korku kulelerini yıkıp geçti.
Kamuda istihdam, siyasi temsil vd başlıklardaki son 25 yılın verilerini bir önceki yazıda açıkça ifade ettim.
Türkiye’de her konuda olduğu gibi kadın politikaları, kadın üzerinden siyaset yapma aksı da değişmiştir. Bu değişimi görmeyenler, doğru siyasi okuma yapamayanlar, müflis tüccar gibi eski defterleri karıştırıp aynı senaryolar üzerinden siyaset yapmaya devam ederler.
KİMİ KORKUTACAKSINIZ?
Türkiye’de 25-34 yaş grubu kadınların yüksek öğrenim mezuniyet oranı %50,3.
Bu kadınları mı korkutacaksınız?
Türkiye’de 200 binin üzerindeki Ar-Ge personelinin yaklaşık üçte biri kadınlardan oluşuyor.
Bu kadınları mı korkutacaksınız?
TÜBİTAK ve KOSGEB proje desteklerinde kadınların faydalanma oranı %40’ı aştı. Bu kadınları mı korkutacaksınız?
Daha dün, Jandarma Akademisi’nde dönem birincisi bir kız öğrenci…
Onu mu korkutacaksınız?
Türkiye’nin kadınları eski Türkiye’nin kadınları değil.
Üniversitede okuyorlar.
Teknoloji üretiyorlar.
Sıfırdan iş kurup, ihracat yapıyorlar.
Dünyayı dolaşıyorlar.
Siyasette, akademide, sanatta, bürokraside, askeriyede daha yetkin ve etkinler.
Dolayısıyla artık kadınlara sürekli “Kocalarınız ikinci üçüncü hanımı da alacak. Araba dahi kullanamayacaksınız…” diyerek siyaset ürettiğini zannetmek bir zavallılıktır. Kadınların aklıyla alay etmektir.
Korku siyasetinin modası çoktan geçti.
Türkiye’yi doğru okumayanlar, milleti ve milletin kadınlarını tanımayanlar, doğru siyaseti nasıl yapacak?
Ya da bu kadar çabuk korkan/korkutulan kadınlar ile “fikri hür, vicdanı hür nesiller’’ hedefine nasıl ulaşılacak?
Akletmez misiniz?
Birileri hâlâ size “Türkiye İran olacak. Kadınlar eve kapatılacak” diyorsa, bilin ki Türkiye’nin gerçeklerinden, Türk kadınının bizatihi kendisinden bîhaber ve kendi küf kokan siyaset anlayışını, safrasını kusuyor demektir. Derhal ona bir doktor tavsiye edin.
Nene Hatun, Kara Fatma’nın torunları, 15 Temmuz’da tankların önüne gövdesini koyan, bomba yediği halde dimdik demokrasi mücadelesi veren Türk kadınları, sizin rejim tehdidi hezeyanınızı mı takar?
Geçiniz bunları…

