Seyyah
Son güncelleme : 29 Ağustos 2026, Cumartesi / 12:00
Reklam
Son Seyyah Haberleri
"Şelaleler Şehri" Düzce
İlk durağımız Güzeldere Şelalesi ve Tabiat Parkı. 120 metreden dökülen suyun, dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla birleşen doğal coşkusu görülmeye değer. Hemen ardından Türkiye’nin ilk tescilli tabiat anıtı olan Samandere Şelalesi’ne geçiyoruz.Dere boyunca dizili anıt ağaçlar, üç şelale ve cadı kazanı denilen derin bir bölüm var. Buradan akan su; önce Efteni Gölü’ne, oradan Büyük Melen’e karışıp Karadeniz’e ulaşıyor. Yolumuz göçmen kuşların göç yolundaki ender merkezlerinden biri olan Efteni Gölü’ne düşüyor. Sazlıklar, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı habitatlara sahip bu göl 150 çeşit kuşa ev sahipliği yapıyor; doğa fotoğrafçılığı ve kuş gözlemciliği için de harika bir bölge. Şimdi Düzce’nin denize açılan tek kapısı Akçakoca’dayız. Pencereleri Akçakoca sahile açılan Merkez Camii'nin en belirgin özelliği; klasik tek çatı yerine Türk Otağ çadırından esinlenilmiş sekizgen çatı sistemine sahip olması. Şimdi de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan Akçakoca Ceneviz Kalesi’ne gidiyoruz. 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılır hale getirilen yapı; yemyeşil doğası, deniz manzarası ve fiyortları andıran yapısıyla görülmeye değer. Rotamızı Türklerin ilk göç ettiği Yukarı Mahalle'ye çeviriyor, 150-200 yıllık geçmişe sahip Akçakoca Tarihi Evleri’ni görüyoruz. Bu evler sivil mimarinin en güzel örneklerini sunuyor. 150 yıla yakın geçmişiyle Hemşin Köyü Camii, hiç çivi kullanılmadan inşa edilmiş. 1877’deki Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Artvin’den gelenlerce yapılan caminin birinci katında taş, ikinci katında ise ahşabın birbirine geçme tekniği olan çantı tekniği kullanılmış. Ve yeraltı dünyasındayız: Yığılca Sarıkaya Mağarası. Devasa plato hissi veren, 717 metrelik uzunluğuyla Batı Karadeniz’in en büyük mağarası; tavan yüksekliği ve fosil damlataş şekilleriyle dikkat çekiyor. Düzce yazın nemiyle biraz yorucu olabiliyor; o yüzden şelalelerin en coşkulu aktığı ilkbahar ya da yaprakların sarardığı sonbahar ayları burayı keşfetmek için en doğru zaman. Seyyah'ın bu rotasını kaydetmeyi unutmayın.
29 Ağustos 2026
Almanya’nın küçük İstanbul’u: Mannheim'da Türk sokağı
Almanya'nın ortasında pasaportunuza ihtiyaç duymadan bir anda Türkiye'ye ışınlanabileceğiniz bir yerdesiniz. Mannheim. Almanya'nın en çok Türk nüfusa sahip şehirlerinden biri olan Mannheim özellikle bu bölgesinde adeta bir küçük İstanbul yaşatıyor. Burada Almanca konuşmadan sadece Türkçe'yle hayatınızı rahatlıkla sürdürebilirsiniz. Sokağa adım attığınız an Türk kültürüne ait yemekler, kebapçılar, Türkçe tabelalı kafeler sizi karşılıyor.Sokak boyunca sıralanan geleneksel gelinlikçiler, ihtişamlı çeyizlik eşya dükkanları, gurbetçilerin düğün ve geleneksel hazırlıkları için harika bir yer. Burası binlerce kilometre uzakta kurulan köklü bir aidiyetin ve dayanışmanın adresi. Almanya'da gurbet hissini en aza indiren bu Türk sokağını nasıl buldunuz?
22 Ağustos 2026
Türkiye'nin 100 yıllık ihtiyacı burada
Milyonlarca yıllık devasa tuz tünelindeyiz. Burası Iğdır Tuzluca Tuz Mağaraları. Türkiye'nin 100 yıllık tuz ihtiyacını karşılayacak kapasiteye sahip olan Tuzluca Tuz Mağaraları günlük 60 ton tuz üretiyor ve buranın havasının birçok solunum rahatsızlığına da iyi geldiği söyleniyor. Kaya tuzu katmanlarından oluşan bu mağaralardaki tuz tabakalarının oluşumu jeolojik olarak 24 ila 37 milyon yıl öncesine dayanıyor. Her mevsim 12 derece sıcaklığa sahip olan bu mağaralar özellikle yaz mevsiminde yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak noktası.
08 Ağustos 2026
Tokat'ın 400 yıllık AVM’si
Anadolu’nun en büyük şehir hanlarından birindeyiz: Tokat Taş Han! Diğer adıyla Voyvoda Han. 17. yüzyıl Osmanlı eseri olan bu yapı, aslında dönemin devasa bir alışveriş merkeziydi. 1626-1632 yılları arasında kesme taşla inşa edilen bu han; çift katlı yapısı, revaklı avlusu ve detaylarıyla sadece bir ticaret noktası değil, adeta bir açık hava müzesi. Yüzyıllar önce kurulan Taş Han, bugün hala capcanlı. Tokat’ın köklü zanaatkarları burada, geçmişin el emeği göz nuru eserlerini günümüze taşıyor. Yüzü aşkın dükkanıyla, Tokat turizminin kalbi burada atmaya devam ediyor. Peki, burada neler bulabilirsiniz? Tokat’ın meşhur yazmaları, yöresel sofra bezleri, el yapımı bakırlar ve otantik takılar... Dolaşırken hem bu el emeği ürünleri keşfedebilir hem de bakırcılıktan yazmacılığa, kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin izini sürebilirsiniz. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan bu handa, avluya oturduğunuzda mutlaka yapmanız gereken şeylerden biri kahve molası vermek. Kahvenizin kokusu, duvarlara sinmiş o eski günlerin hatırasını size yeniden yaşatacak. Bu tarihi atmosferi solumak için Tokat’a yolunuzu mutlaka düşürün!
25 Temmuz 2026
Bu cami eskiden cezaeviydi
Bir yapı düşünün; önce kilise, sonra cezaevi, şimdi ise cami. Şanlıurfa’nın kalbinde, tarihin en ilginç dönüşümlerinden birine şahitlik ediyoruz. Her taşı ayrı bir medeniyetin fısıltısını taşıyan Fırfırlı Camii, 12. yüzyılda "On İki Havari Kilisesi" adıyla inşa edilmiş; daha sonra yıkılmış ve 1865 yılında Sultan Abdülaziz’in fermanıyla yeniden yapılmış. Ermeni cemaatinin 1920’de şehirden ayrılmasıyla boş kalan yapı, 1930’lu yıllarda bir süre cezaevi olarak kullanılmış, 1956 yılından günümüze kadar ise cami olarak ibadete açılmıştır. Yapının üzerinde bir kitabe bulunmadığı için kesin inşa tarihi ve mimarı hakkında net bir bilgi yok. Dikkat çeken ismine gelecek olursak; yapının dış cephesinde rüzgârgülü figürleri bulunduğu için yapı "Fırfırlı Kilise" olarak isimlendirilmiş; kilise camiye çevrildikten sonra aynı isim korunmuş ve halk arasında "Fırfırlı Camii" olarak anılmaya başlanmış. Kesme taş işçiliği ve süslemeleriyle öne çıkan yapının dış cephelerindeki yarım sütunlar ve bezemeler, caminin en dikkat çekici kısımlarını oluşturur. Kubbeyi taşıyan sütun başlıkları ve kemer işçilikleri de oldukça göz alıcı bir mimariye sahip. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2018 yılında restore edilen yapı, tarih boyunca ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin izlerini hala taşıyor. Şanlıurfa’ya yolunuz düşerse tarihin mimariyle buluştuğu Fırfırlı Camii’ni mutlaka ziyaret edin.
18 Temmuz 2026
Doğu’nun saklı kapısı: Bitlis
Taşların altında yatan bin yıllık sır! Bin dört yüz yıl önce yapılmış bir çağrı var: 'Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün.’’ ' İşte ben de bugün, Ankebut Suresi 20. ayetin o rehber tınısına uyup, taşın ve zamanın en saf hafızasına doğru bir yolculuğa çıkıyorum. Anadolu’nun gizli kapısı Bitlis’teyiz. Hazırsanız, ezberleri bozan bir keşif başlıyor. İlk durağımız 'Kubbet-ül İslam' diye anılan Ahlat. Bir açık hava müzesinde, UNESCO adayı Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı’ndayız. Tam 210 dönüm alanıyla Türk-İslam dünyasının en büyük tarihi mezarlığı burası. Boyu 4 metreye ulaşan bin yıllık devasa mezar taşlarındaki işlemeler ve motiflere hayran kalmamak elde değil. Hemen ardından, bölgenin ilk yerleşimi olan Neolitik çağ kalıntısı Harabeşehir’in mistik mağaralarına dalıyoruz. Ve şehrin siluetini süsleyen o tarihi kümbetler. Geometrik taş işçiliğinin zirve noktası. Rotayı Van Gölü’nün kuzeyine, Adilcevaz’da asırlık bir sırra çeviriyoruz. Karşımızda maviliğin kıyısında tüm heybetiyle yükselen, Anadolu'nun ilk kubbeli camisi: Adilcevaz Zal Paşa Camii. Anadolu’nun en karakteristik mimari örneklerinden biri olan caminin inşaatına 1572 yılında Mimar Sinan tarafından başlandığı ve 1580’de tamamlandığı belirtiliyor. 12 kubbeli bu şaheser tam bir mimarlık dehası. Ve şimdi sıkı durun; camiden karşıya, gölün derinliklerine dikkatli bakarsanız, Adilcevaz Kalesi’nin devamını, suyun altında gömülü surlarını görebilirsiniz. Şimdi de Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise ikinci büyük krater gölünün zirvesindeyiz:Nemrut Kalderası. Nemrut Dağı’nın patlamasıyla oluşan bu devasa çanak, bir yanda buz gibi soğuk, diğer yanda sıcacık gölleri aynı anda barındıran büyüleyici bir doğa harikası. Özellikle yazın buradaki manzara ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi görüyor. Ve finali o meşhur kadim gastronomiyle yapıyoruz. Gece yarısı meşe odunuyla yakılan, 2 buçuk metrelik karanlık kuyular. Sadece su buharıyla ve kendi yağıyla tam iki saatte lokum olan meşhur Bitlis Büryanı! Çengellerle, dumanlar eşliğinde kuyudan çıkan o etin servise hazırlanışı bu yolculuğun en lezzetli ödülüydü. Tarih, mimari, gizem ve lezzet... Bitlis, bir kez gelenin bir daha asla unutamayacağı bir şaheser!" Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün.’ (Ankebut Suresi, 20) ✨ Seyyah’ın bu bölümünde 1400 yıl önce yapılan bir çağrıya kulak verip Anadolu’nun gizli kapısını araladık; tarih, gizem, mimari ve lezzet dolu bir yolculuğa çıktık! İşte Bitlis’in büyüleyici durakları.
11 Temmuz 2026
Dahi mimarın zeka dolu eseri
Burası hanım sultanların semti Üsküdar. İstanbul’un en zarif silüetlerinden birine bakıyoruz şu an. Bu caminin taşlarında sadece harç değil, dahi bir mimarın matematiksel zekası gizli. Bugün sizi Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik kızı Mihrimah Sultan’ın, Üsküdar İskele Meydanı’ndaki o meşhur camisine götürüyorum. 1548’de tamamlanan bu şaheser, Mimar Sinan’ın çıraklıktan kalfalığa adım attığı o muazzam geçiş döneminin ilk anıtsal eseri. Aslında burası medrese, sıbyan mektebi, imaret ve hanıyla dev bir külliyeydi. Ne yazık ki bazı yapılar günümüze ulaşamadı. Ancak tarihi medrese bugün sağlık merkezi, sıbyan mektebi çocuk kütüphanesi, mermer şadırvan ve çeşmesi ise hâlâ aktif olarak hizmet vermeye devam ediyor. Tek şerefeli iki minaresiyle dikkat çeken camiden içeri girdiğinizde, sizi son derece ferah bir atmosfer karşılıyor. Mimar Sinan, ana kubbeyi üç yarım kubbeyle destekleyerek içerideki alanı alabildiğine genişletmiş. Onlarca pencereden süzülen gün ışığı, mekanı adeta parıldatıyor. Dönemin karakteristik küfeki taşını ve en zarif işçiliğini yansıtan mermer minber ile mukarnaslı mihrabı incelerken, Sinan’ın sadelikteki ihtişamına şahit oluyorsunuz. Mihrimah Sultan’ın adı, Farsçada "Güneş ve Ay" anlamına geliyor. Usta mimar, bu isme atıfla Mihrimah Sultan adına iki ayrı cami inşa etmiş: Biri Üsküdar sahiline, diğeri Tarihi Yarımada’nın en yüksek tepesi Edirnekapı’ya. Üstelik öyle kusursuz bir matematiksel hesap yapmış ki; yılın sadece belirli günlerinde, yani ekinoksta, Edirnekapı’daki caminin arkasından güneş batarken aynı saniyelerde Üsküdar’daki bu caminin minareleri arasından dolunay doğuyor. İstanbul semalarında Güneş ve Ay, aynı anda Mihrimah için buluşuyor. İşte Mimar Sinan’ın dehasını bir eserle daha ortaya koyduğu o ihtişamlı yapı Mihrimah Sultan Camii. Üsküdar'a yolunuz düştüğünde uğramadan dönmeyin.
04 Temmuz 2026
Kebap dumanının arkasındaki şehir
Gaziantep’e sadece yemek yemek için geliyorsanız, çok şey kaçırıyorsunuz! Sadece damaklarda değil, hafızalarda da unutulmaz izler bırakan bu kadim şehrin lezzetleri kadar büyüleyici olan tarihi mekanlarına göz atıyoruz. Zeugma’nın büyüleyici mozaiklerinden tarihi Millet Hanı’na, buram buram emek kokan Bakırcılar Çarşısı’ndan yaşayan müzelere kadar şehrin ruhunu keşfe çıkıyoruz.
20 Haziran 2026
Adıyaman'ın gizli iki köşesi
Burası Maldivler Değil, Adıyaman! Doğa ve tarih meraklıları, bu iki saklı cenneti hemen kaydedin. İlk durağımız: Kızılin Kanyonu. Fırat Nehri boyunca uzanan, yaklaşık 200 hektarlık bir alan üzerine kurulu bu kanyon, Roma döneminde mezar olarak kullanılan 300'e yakın mağaraya ev sahipliği yapıyor. Bölgede Kommagene Krallığı ve Roma Dönemi başta olmak üzere birçok medeniyetin izlerine rastlayabilirsiniz. Yapılan araştırmalar sonucunda yerleşim izleri M.Ö 3 binli yıllara dayanan bu mağaralar ziyaret edilebiliyor. 5 bin yıllık köklü bir geçmişe sahip bu bölge aynı zamanda doğa ve kültür turizmini bir arada barındırmasıyla bilinen bir açık hava müzesi. Macera burada bitmiyor, ikinci durağımız: Gerger Kanyonları. Fırat Nehri’nin muazzam kıvrımları arasında saklanan, Atatürk Barajı’nın serin suları ile sarp kayalıkların buluştuğu Gerger Kanyonları, yaklaşık 15 kilometre uzunluğa sahip. Kanyondaki devasa kireçtaşı duvarları ve suyun binlerce yılda şekillendirdiği dik yamaçlar ilgi çekiyor ve ziyaretçilerine huzurlu bir doğa yolculuğu vaadediyor. Kızılin ve Gerger Kanyonları; özellikle yaz aylarında turkuaz rengine bürünen suyu ve tüm doğal güzellikleriyle sizi hem huzurlu hem de tarihi bir yolculuğa davet ediyor.
06 Haziran 2026
Gaziantep’in 300 yıllık tarihi alışveriş merkezi
Gaziantep’in göbeğinde, zamanın 1700’lerde durduğu gizemli bir yer var. Sizi 300 yıllık bir zaman tüneline götürüyorum. Burası; Zincirli Bedesten. Osmanlı dönemi Türk şehirlerinde ticaret bölgesinin çarşı içindeki merkezi olan Bedestenler; şehrin ticaret hayatının nabzını tutan üstü kapalı çarşılarmış. Darendeli Hüseyin Paşa tarafından 1718'de yaptırılan bu tarihi bedestenin, adını eskiden tavanında asılı duran büyük zincirlerden aldığı biliniyor. İçeri adım attığınız an, ışıklandırmalarla belirginleştirilmiş tavan kemerlerinin perspektifi ve dükkanların girişlerine yerleştirilmiş Türk bayrakları sizi hemen etkisi altına alıyor. İçinde 80’e yakın dükkanın bulunduğu bu tarihi bedesten, yıllar içinde geçirdiği yangın ve depremden aldığı hasarlardan dolayı restore edilerek şimdiki görünümüne kavuşmuş. İçeride etrafı saran Gaziantep’e özgü rengarenk baharatların kokusu ile bakır ve tekstil ürünlerinden yapılan hediyelik eşyalar Zincirli Bedesten’in en sevilen ürünleri. Kısacası bu tarihi bedesten; Gaziantep’in köklü el sanatlarının ve gastronomi kültürünün minyatür bir vitrini. Buraya gelirken telefonunuzda mutlaka yer açın çünkü her köşe başı, her otantik dükkan önü birer fotoğraf karesi. Gaziantep’e gelip bu tarihi atmosferi solumadan, Zincirli Bedesten’den sevdiklerinize el emeği bir hatıra almadan dönmeyin.
30 Mayıs 2026
Buraya gelen boş dönmüyor
Bugün İstanbul’un kalabalığından sıyrılıyor ve zamanın yavaşladığı o tepeye çıkıyoruz. Boğaz’ın manevi muhafızlarından biri olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin huzurundayız. Bir asra yakın ömür süren Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri; sultanlara rehberlik etmiş, fakirlere dost olmuş ve Üsküdar’ın parlayan bir kandili haline gelmiştir. Onun dergâhı, yüzyıllardır "gelen boş dönmez" denilen bir teselli makamı olarak bilinir.Yaşamı boyunca sekiz padişah gören bu büyük zat, binlerce gönüle dokunmuş. Bugün hâlâ avlusunda aynı huzur ve aynı dualar yankılanmaya devam ediyor. Bazı yapılar bizi heybetli mimarileriyle değil, zarif ve maneviyat yüklü atmosferleriyle kendilerine çağırırlar. 1500’lü yıllarda inşa edilen ve zamanla çeşitli onarımlar geçiren hatta Aziz Mahmud Hüdayi Külliyesi ile Camii de bu yapılar arasında. Külliye içerisinde; hazire, türbe, cami, tevhidhane, çeşme,İmaret, kütüphane ve kadınlar bölümü bulunuyor. Yılın her vakti insanlar, Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi’nin kapısında yazan; "Edeple gelen, lütufla gider" sözünün davetine icabet ederek buraya gelirler. Buranın maneviyatından faydalanan ziyaretçiler; dertlerini burada bırakır, derin bir nefes alır, sükûneti kuşanır ve öyle giderler. Tek şerefeli minareye shaip, ahşap çatılı klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılan Aziz Mahmud Hüdayi Camii’nde her pazar günü sabah namazında sabit olarak gerçekleştirilen zikir programı, perşembe günleri de farklı vakitlerde düzenleniyor. Üsküdar’a geldiğinizde; her taşında bir zikrin ve her köşesinde bir derviş duasının saklı olduğu bu mekâna uğramadan, Sultan I. Ahmed Han’ın talebi üzerine Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin ettiği o meşhur duadan nasiplenmeden gitmeyin; “Yâ Rabbî! Kıyamete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip ruhumuza Fâtiha okuyanlar bizimdir. Bize mensup olanlar denizde boğulmasınlar; ahir ömürlerinde fakirlik görmesinler; imanlarını kurtarmadıkça ölmesinler; öleceklerini bilsinler ve haber versinler; ölümleri denizde boğularak olmasın!”
16 Mayıs 2026
İçinden boğaz geçen cami
40 günde yapılan yalı camisi Burası İstanbul’un en hızlı inşa edilen camisi. Üryanizade Ahmet Esad Efendi Cami, sadece 40 günde yapıldı. Üstelik ne bir taş ne de bir beton kullanıldı. Üsküdar’ın kıyıdan şehri selamlayan bu zarif yapısı; hem konumu hem de mimarisiyle akılda kalıyor. Kuzguncuk semtinde bulunan, kapısı boğaza açılan bu ahşap yalı camisi 1860 yılında, 2. Abdülhamit döneminde şeyhülislam olan Ahmet Esat Efendi tarafından yaptırılmış. Eskiden alt katı denize açılan bir kayıkhane olarak kullanılan bu yapı o dönemde 'yalı mescidi' olarak bilinirmiş. Peki, bu cami nasıl oldu da 40 günde bitti? Sırrı, ahşap işçiliğinde gizli. Taşın ağırlığıyla vakit kaybetmek yerine, devrin en iyi ustaları ahşap parçaları adeta bir yapboz gibi bir araya getirerek Boğaz’ın en süslü minaresine sahip ahşap camisini inşa ettiler. Tamamı ceviz ağacından yapılan caminin alışık olduğumuz devasa taş minareleri de yok. Onun yerine bir köşk balkonunu andıran, mukarnaslarla ve sekiz köşesi yapraklarla bezenmiş oymaların olduğu, baklava motifleriyle süslü ahşap ve çok zarif bir köşk tipi minaresi var. Pencereli boğaza açılan cami, içeri girdinizde de son derece sade ve dinlendirici bir ibadet mekanıyla sizi karşılıyor. Mihrap ve minberin yanında duvarlardaki kalem işi süslemeler bile oldukça zarif görünümde işlenmiş. Gündüzleri ayrı, geceleri ayrı güzelliğe bürünen, Kuzguncuk’tan Beylerbeyi’ne doğru yürürken gözünüze ilişecek bu zarif yapıyı ziyaret etmeyi unutmayın.
18 Nisan 2026
Tek çivi çakılmadan 820 yıldır ayakta
820 yıllık Göğceli Camii, Türkiye’nin en eski ahşap camisi. Çivi kullanılmadan, kurtboğazı geçme tekniğiyle ahşap yığma olarak yapılan cami, 800 yılı aşkın süredir hala ibadete açık. Samsun, Çarşamba’da bulunun ve Çivisiz Camii olarak da bilinen cami; dış mekanında uzaklaştıkça düzleşen, yaklaştıkça eğimli görünen çatısı, içerisindeki kök boyalar ve geçmişte burada yaşayan denizcilerden kalan denizcilik figürlerleriyle dikkat çekiyor. İç mekanda dikkat çeken, tavan ve direklerde kullanılan bitkisel motifler, yüzyıllar geçmesine rağmen canlılığını koruyan kök boyalarla yapılmıştır. Cami içerisindeki 6 direk İmanın şartını temsil ediyor ve direklerin dibinde olası depremlere karşı deprem takozu bulunuyor. Cami, toprağa çakılı bir temel üzerine değil büyük taşların üstüne konulmuş ahşap takozlar üzerine inşa edilmiş. Bu sistemle, herhangi bir deprem anında yapının yerinden oynamayıp sallanarak enerjiyi hafifletmesi amaçlanmış. Caminin bir başka sırrı da; içindeki ana kolonlar hafifçe Kıble yönüne doğru eğik tasarlanması. Bunun sebebi; bu yapı yüzyıllar sonra ömrünü tamamlayıp yıkılacak olursa, tıpkı namaz kılan bir mümin gibi "secdeye giderek" yıkılmasını sağlamaktır. O zamanın şartlarına rağmen bir mimari harika denilebilecek ve bunun yanı sıra bir mühendislik zekasını ortaya koyan Çivisiz Camii, manevi atmosferiyle bile ziyaretçilerini etkilemeye yetiyor.
28 Mart 2026
Burası İstanbul’un tam ortası
Mimar Sinan’ın matematik zekasına hayran olunan ve ‘çıraklık eserim’ dediği Şehzade Camii, Osmanlı kubbe mimarisinin öncüsü olarak biliniyor. Mimar Sinan 1543 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine, genç yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmed'in anısına İstanbul'un merkezine bir cami inşa etmeye niyet eder. Yaptığı coğrafi ölçümlere göre o dönem burayı İstanbul’un tam orta noktası olarak belirlemiş Şehzade Camii’ni buraya yapmış ve bu noktayı yeşil sütunla işaretlemiş. Mimari detaylarıyla kendine hayran bırakan bu cami aynı zamanda Mimar Sinan'ın yaptığı ilk selatin cami. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde; “Mimar Sinan Şehzadebaşı Camii’ni öyle bir yere yapmak ister ki aynı zamanda İstanbul’un tam merkezinde yani ortasında olsun. İşte suriçinden ölçüm yaparak İstanbul’un tam ortasının burası olduğunu tespit eder ve buraya bu granit taşı kor. O’na göre burası İstanbul’un ortasıdır.” diye bahsediyor.
14 Mart 2026
Kabe ölçülerinde yapılmış cami
Türkiye’ de Kabe ölçülerinde yapılmış nadir camilerden biri olan Kadıköy Tarihi Hasan Paşa Camii, 2 yıllık restorasyon sürecinin ardından yeniden ibadete açıldı. Bir mabed olmanın yanı sıra evsizlere barınma ve yemek yardımının yapıldığı cami yeni görünümüyle dikkat çekiyor.
29 Kasım 2025



















