03.02’de vurdu 45 saniye sürdü: O gece milyonlarca insanın hayatı değişti
10:50, 17/08/2026, Pazartesi
Yeni Şafak

Takvimler 17 Ağustos 1999’u gösteriyordu. Saatler 03.02’yi… Marmara, 7,4 büyüklüğündeki depremle sarsıldığında milyonlarca insan uykudaydı. Sadece 45 saniye süren sarsıntı, binlerce binayı yerle bir ederken binlerce aileyi de sevdiklerinden kopardı. Sabah olduğunda Türkiye, tarihin en ağır felaketlerinden biriyle karşı karşıya olduğunu gördü. Büyük Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. On binlerce canın toprağa verildiği, milyonlarca insanın hayatını değiştiren o gece sadece binaları değil, Türkiye’nin hafızasını da yerle bir etti. Aradan geçen yıllara rağmen aynı soru hâlâ masada: Unutmadık… Peki gerçekten hazır mıyız?
17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de başlayan 45 saniyelik sarsıntı, Marmara’yı tarihin en büyük felaketlerinden biriyle yüzleştirdi. 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiği depremde on binlerce kişi yaralandı, yüz binlerce yapı kullanılamaz hale geldi. Aradan 27 yıl geçmesine rağmen o gecenin acısı da deprem gerçeği de unutulmadı.

Saat 03.02… Türkiye’nin kaderi değişti
17 Ağustos 1999 gecesi saatler 03.02’yi gösterdiğinde Marmara, Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle sarsıldı. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 7,4 büyüklüğündeki deprem, yalnızca 45 saniye sürdü. Ancak o 45 saniye; binlerce aileyi, şehirleri ve bir ülkenin geleceğini geri dönülmez şekilde değiştirdi.

"Sesimi duyan var mı?" çığlıkları yürekleri yaktı
Deprem; Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Düzce ve Bursa başta olmak üzere milyonlarca insanı etkiledi. Sabah olduğunda Marmara’da yükselen şey güneş değil, enkazların arasından yükselen toz bulutuydu.
Resmi kayıtlara göre 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi yaralandı. On binlerce bina yıkıldı, yüz binlerce vatandaş evsiz kaldı. Türkiye, enkazların arasından yükselen "Sesimi duyan var mı?" çığlıklarıyla yeni bir döneme uyandı.

Binlerce insan sabaha evsiz, yakınsız ve umutsuz uyandı
Marmara Depremi, betonun ihmalle birleştiğinde nasıl bir felakete dönüşebileceğini gözler önüne serdi. Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Düzce ve çevre illerde yaşanan yıkım, yalnızca şehirleri değil insanların geleceğe dair güvenini de sarstı. Enkaz altından çıkarılan her hikâye, Türkiye'nin hafızasına kazındı.

O gece çocuklar anne-babalarını, anne-babalar evlatlarını kaybetti. Binlerce insan sabaha evsiz, yakınsız ve umutsuz uyandı.

27 yıldır aynı soru soruluyor: Hazır mıyız?
Aradan geçen 27 yılda yapı denetiminden kentsel dönüşüme, afet eğitimlerinden arama kurtarma kapasitesine kadar önemli adımlar atıldı. Uzmanlar, 1999 sonrası deprem bilincinin belirgin şekilde arttığını vurgularken, afetlere karşı hazırlığın yalnızca devletin değil toplumun ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak uzmanlara göre asıl mesele, depremi yılda bir kez hatırlamak değil; her gün ona göre yaşamak.

Unutmak en büyük risk
17 Ağustos, yalnızca bir tarih değil. Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği gün. Aradan 27 yıl geçmiş olsa da acılar tazeliğini koruyor.
Bugün geriye dönüp bakıldığında hafızalarda hâlâ aynı görüntüler var: karanlığın içinde yükselen yardım çığlıkları, enkaz başında umutla bekleyen aileler ve bir milletin tek yürek olduğu o uzun gece...
17 Ağustos'un yıl dönümünde hayatını kaybedenleri rahmetle anarken, geriye kalan en önemli sorumluluk ise aynı acıları bir daha yaşamamak için hazırlıklı olmak.


